MUHAMMED SIDDIK HEKİM

(Siirt’li Hafız Efendi)

 

1921 – Siirt’te doğdu, çok küçük yaşta; 6 yaşında ama bir hafızdan dilden hıfzına başladı, 9 yaşında hıfzını bitirdi. Siirt’in en meşhur Anadolu erenlerinin büyüklerinden Şeyh Muhammed Fürsefi (Hazin) oğlu Şeyh Alaaddin Aydın’dan feyz ve icazet alarak, Şeyhi’nin işaretiyle 1947 yılında Antalya’nın ilçesi, şirin ve bereketli belde Kumluca’ya gönderilmiştir.

1948’de Kumluca’ya imam hatip olarak gelmiş; 3 senesi fahri, 9 senesi de resmi imamlık yapmış, hiç maaş almamıştır. Maaşını camii cemiyetine ya da müezzinlik yapan, kendi bulunmadığında imamlık yapan Osman Yavuz hocaya vermiştir.

Kumlucalı onu bizim hafız, bizim SİİRT’li hafız diye bağrına basmıştır. 1960 yılında Antalya’ya yerleşmiş, ilim, irşad sohbetine Antalya’nın meşhur yivli minare dergâhında senelerce devam etmiştir. Sohbetine devrin Diyanet İşleri Başkanları da zaman zaman iştirak etmiştir. İbrahim Elmalılı, Süleyman Ateş, Diyanetin güzide müfettişleri Din işleri Yüksek Kurulu üyeleri de zaman zaman katılmışlardır.

İlerlemiş yaşına rağmen bu ilim ve irşad işine devam etmektedir.

Fırka-ı Naciye isimli iki cilt, bir de Şeriat, Tarikat ve Hakikat adlı üç güzide eseri vardır.

Bu KIRK HADİS’de bir hatıra olsun diye kasete okunmuş oradan kaleme alınmıştır.

Yüce Resül Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’nın doğum günü anısına uzaktan yakından merasimimizi şereflendiren aziz misafirlerimize mübarek Hocamızın bir hediyesi olarak takdim ediyoruz.

 

                                    Hacı Salih Gürkan Camii

                                    Yaşatma ve Hayır Vakfı

                                         Kumluca / Antalya


 

اعو ذبالله من الشيطان الرجيم

بسم الله الرحمن الرحيم

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  رَبِّ الْعَالَمِينَ وَبِهِ نَسْتَعِينْ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ خَيْرِ خَلْقِهِ مُحَمَّدٍ وَعَلَى اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينْ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  رَبِّ الْعَالَمينَ حَمْداً يُوَافِى نِعَمَهُ وَيُكاَفِى مزِيدَهُ اَللَّهُمَّ وَفِّقْناَ لِماَ فِيهِ الْخَيْرُ وَالرِّضاَ. آمين

 

 

(Euzübillahimineşşeytanirracim

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdulillehi rabbilalemin ve bihi nestain vessalatu vesselamü ala hayra halkıhi Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

Elhamdulillehi rabbilalemin hamden yüvefi niamehü ve yükafi mezideh. Allahümme veffikna lima fihil hayru veride. Amin)

 

 

 

Aziz kardeşlerimiz, 1994 tarihinde Altunyaka Yaylasına elmiş bulunuyoruz. Ve böylece Rabbimizin inayetiyle ikindiden sonra bir sohbet edecek yeri de Rabbimiz denkleştirdi. Ve vaktimizi böylece geçirmeye devam ediyoruz. Sohbeti dinlemeye gelen cemaatin içinden bir tanesi bize bir kaset verdi. Ve kasete bir şeyler doldur dedi. Böyle söylenince; bizim her zaman adaletimizdir, isteyeni reddetmeyiz. Sorudur veya ne olursa olsun imkânımız olan bir şeyi yaparız. Fakat, tabi isteyen bir kimsenin kendisi muradının dileği ne ise bilmediğimiz için bir türlü hüküm ve bir karar veremedi. Ne ise bir şeyler doldur diyerekten söyledi.

Bunun karşısında tabi bir doktor esasen hastanın hastalığı nedir, talebi nedir, ne arzuluyor, bunu söylemedikçe ne vereceksin ki? Bir doktor, hastanın hastalığının ne olduğunu anlatmayınca ne tedavi yöntemi kullanacak ki? Onun için bizim esasen prensibimiz bir soru sorulmasıdır.

Soru karşısında imkanımız dahilinde o branşla alakalı cevap vermeye gayret ederiz ve ikna etmeye çalışırız Allah’u zül-celal’in inayetiyle. Biz âcizane anlatmakla sorumluyuz. Artık dinleyen de Rabbimiz celle celalühü sübhanehü ve teala’nın inayetiyle kendilerine tesirat vermesini dileriz ve hepimizin faydalanması için de muvaffak kılsın Amin.

Gelelim, bir hatıra olsun istedik. Bir yönden de bir hatıra durumuna getirmek üzere bu azmimiz ve arzumuz geldi. Bu istek üzere bir kaset hazırlıyoruz. Bu sohbetin garip bir durumu vardır. Herhangi bir yöne yönelik değildir, herhangi bir branşla alakalı değildir.

Ancak oldukça sohbetimizi yaparken sonunda dualar yapmışız bazı şeyler söylemişiz bunları da istedi. Dolayısıyla bunları birkaç kelimeyle anlatırız da sonunda teberruken birkaç hadis, belki her okuyan kendine bir tanesinden yarar sağlayabilir diyerek garip tarzda şöyle birkaç hadis kitabın alabileceği kadar serdetmeğe çalışacağız. Allah’ın izni ve inayetiyle.

Gelelim, meclisimizin sonunda hitam yaparken daima kendimize duamız şudur: “Şuurlu olmamız, Allah’u Zül Celal’in inayeti, tevfikatiyle refik eylemesi ve hakkı hak bilip batıldan ictinap eden kullarından eylesin” diye ve böylece “imanı kâmil ve hüsnü hatimeler” talebimiz bu, bu duaları yapmaktayız.

İkinci derecede ise:

 

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَ بِ حَمْدِكَ اَشْهَدُ اَنْ لاَاِلَهَ اِلاَّانْتَ وَحْدَكَ لاشَرِيكَ لَكَ اَسْتَغْفِرُكَ وَاَتوُبُ اِلَيْكَ

 

(“Subhanekellahumme vebi hamdike eşhedu ella ilahe ille ente vahdeke la şerike leke estağfiruke ve etubu ileyke.”)

 

Bu da esasen keffaretul meclistir. Cenabı Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bunu hiç terk etmezdi, herhangi bir meclisin sonunu mutlaka bununla bağlardı. Hitamı bununla yapardı. Zira beşeriz mecliste yarar yaramaz kelimeler konuştuğumuzda eğer yaramaz bir kelime sarf etmişsek bunu oks eder (saf dışı bırakır), eğer yarıyorsa onu mühürler hiç zayiat vermez. Meclisin sonunda bunu okumak çok avantajlıdır.

 

Üçüncü olarak:

اللَّهُمَّ اِنِّى اَعوُذُ بِكَ مِنْ اَنْ اُشْرِكَ بِكَ شَيْأً وَاَناَ اَعْلَمُ وَاَسْتَغْفِرُكَ لِماَ لاَ اَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيوُبِ

(“Allahumme inni euzü bike min en üşrike bike şey’en ve ene a’lemu ve estağfiruke lima la a’lemu inneke ente allamul ğuyub”)

 

Hz. Sıddık (ra) rivayet eder. Cenabı Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şirki hafi (şirki asğar) diye bahsederek, şirk diye bazı hallerimizden, muamelatımızdan vesaire şirki asğarın çok mühim olduğunu buyurduğunda Hz. Sıddık (ra) bundan korkmuştur. Ya Rasulullah bunun çaresi nedir? Bu şirk o kadar gizli ki… bir siyah karıncanın siyah mermer üzerinde en karanlık bir gecede yürüyüşü gibi görünmez ve yürüyüşünü belli etmez bir nesnedir bu. İnsana nereden gireceği bilinmiyor bu kadar da gizli olmasına rağmen Hz. Sıddık (ra) korkmuş. Ya Rasulullah, biz bunu nasıl önleyebiliriz? Bu şirki hafiden, şirki asğardan nasıl korunabiliriz? diye sorunca, Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) de sabah akşam üç defa:

 

اللَّهُمَّ اِنِّى اَعوُذُ بِكَ مِنْ اَنْ اُشْرِكَ بِكَ شيْأً وَاَناَ اَعْلَمُ وَاَسْتَغْفِرُكَ لِماَ لاَ اَعْلَمُ اِنَّكَ انْتَ عَلاَّمُ الْغُيوُبِ

(“Allahumme inni euzü bike min en üşrike bike şey en ve ene a’lemu ve estağfiruke lima la a’lemu inneke ente allamul ğuyub”)

 

“Allah’ım, ben şirki asğar ile ilgili olan itikaden amelen, bunlardan inayetine sığınırım, beni koru ve bilmeyerek işlenen hatalardan da rahmetine sığınırım bunları affeyle”

 

İşte bu şekilde bunu 3 defa sabah akşam söyler isen, o zaman selamete kavuşursun diye buyurmuş.

 

 

 

 

 

Sonunda:

لا اِلَهَ اِلااللهُ عَدَدَ كَلِمَتِهِ لا اِلَهَ اِلاَّاللهُ عَدَدَ خَلْقِهِ لا اِلَهَ اِلاَّاللهُ زِنَةَ عرْشِهِ لا اِلَهَ اِلاَّاللهُ مِلْئَ سَمَوَاتِهِ لا اِلَهَ اِلاَّاللهُ مِشْلَ ذَالِكَ مَعَهُ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ مِسْلَ ذَالِكَ مَعَهُ لاَيُحْصِيهِ مَلَكٌ وَلاَغَيْرُهُ. اشْهَدُ اَنْ لاَاِلَهَ اِلاَّاللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.

 

(“Lailehe illallahü adede kelimatihi, la ilahe illallahü adede halkıhi la ilahe illallahü zinete arşihi, la ilahe illallahü mil’e semavatihi, la ilahe illallahü misle zalike meahu, la yuhsihi melekün vela ğayruh Eşhedü ella ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammed’en abduhu verasülühü”)

 

Bu kelimeyi Hz. Rasulullah (Aleyhissalattü vesselam) Muaz, bin Cebele söyler. (Ya Muaz, ben seni severim. Biliyorum ki yevmiyede belki binlerce kelime-i tevhid getiriyorsun ama, ben sana muhtasarca bir şey talim edeyim ki bunu söylersen on binlerce ve daha üstünde bir bedeli vardır.) diyerek buyurmuştur.

اَللَّهُمَّ اَنْتَ رَبِّى لاَاِلَهَ اِلَّا اَنْتَ خَلَقْتَنِى وَاَناَ عَبْدُكَ وَاَناَ عَلَى عهْدِكَ وَوَعْدِكَ ماَ اسْتَطَعْتُ اَعوُذُ بِكَ مِنْ شَرِّ ماَ صَنَعْتُ اَبوُءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَىَّ وَاَبوُءُ بِذَنْبىِ فاَغْفِرْلىِ فَاِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذَّنْبِ اَلَّا اَنْتَ

(“Allahümme ente rabbi la ilahe ille ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve va’dike mesteta’tu Euzübike min şerri mesanatu ebu’u leke bini’metike aleyye ve ebu’u bi zembi, fağfirli fe innehü la yağfiruzzunube illa ente”)

 

Cenabı Rasulullah “Seyyidul istiğfar budur, bu istiğfar istiğfarın efendisidir. Bunu kim sabah ve akşam getirecek olursa (mukinen bihe) yani inanarak okursa, bu kimse cennetliktir.” diye buyurdu aleyhis-salatu vesselam.

Hatta bu kelime Rabbimizin sevdiği kelimeler arasında en sevdiği kelime “Fağfirli feinnehu le yağfiruzzunube illa ente” kelimesidir.

Yani bu kelime Allah’u zül celalin en sevdiği kelimelerden bir tanesidir.

Hülasa bu şekilde bu gibi söylediğimiz şeyler esasen hadislere dayalı olarak söylemiş olduğumuz şeylerdir.

Gelelim meclisimize, sohbetle alakalı olarak oturduğumuz sohbet meclisi olarak teşkil edilen meclisimiz hususunda bunlar çok kıymetli ve değerlidir.

Allah’ü zül celal (cc) subhanehu ve teala Rahmet meleklerine dahi mübahet kılar. (Bakınız bu meclise diye)

Ve kendileri de böyle bir meclisi ararlar, buldukları zaman da bu meclise koşarlar. Zira Rasulullah, meclis ilim meclisi veya zikir meclisi olunca bunun hakkında şöyle buyuruyor:

اِذاَ مَرَرْتُمْ عَلىَ رِياَضِ الْجَنَّةِ فَارْتَعوُا

(“İze marartum ala riyazil cenneti fertau”) buyuruyor.

Yani (Eğer cennet bahçelerinden geçersiz nasibinizi alınız.)

Ya Rasulullah dünyadaki cennet bahçeleri nedir?

Bu hususta iki rivayet vardır.

Birisi zikir meclisi (mecalisuzzikr), birisi de ilim meclisidir. Bu her ikiside aynı şeydir hadis olarak. Yani cennet bahçelerinden bir bahçe olarak yeryüzünde bunları bu şekilde kabul emiştir Aleyhissalatu vesselam.

Hatta melekler bile halka olurlar da “helimmu helimmu” diye bir birlerine haber verirler, gelin gelin aradığımız meclis burada. Bu meclisin etrafında halka olurlar, bu meclis bittikten sonra, Rablerine rücu ederler. Gittiklerinde bildiği halde Rabbimiz:

- Nereden geliyorsunuz? diye onlara sorar.

- Ya Rabbi, anlatırlar artık meclisin hoş halini, yapılanların gayet güzel, Allah için yapılan güzel şeylerin olduğunu.

- Riyasız, süm’asız olunca, bir gayeye dayandırmadan Allah ve lillah için kardeş vari bir şeyle, dünyadan bir şey talep etmedikleri gibi; bırak ki dünyayı talep ekmeyi, zaten bu meclisleri bu gibi şeylerden tenzih ederiz. Dünyanın çirkefliğini bu gibi şeye karıştırmayı falan hiç hoş görmüyoruz. İnanın ki hoş değil. İnsan rabbinden utanıyor, Rabbimizin sevmediği bir şeyi oraya yani bunu bedel olarak görmek veyahutta tasavvur etmek gerçekten hazindir.

Onun için dünyayı bertaraf edin. İnanın ki esasen sevap dahi emelimiz yoktur. Emel olmamak lazım, çünkü sen sevap emel edersen sevap alırsın. O zaman esasen sevap emel eden kimseler, aslında bir ticaret yani bir ecir gibidir, insan sevabı dahi değil esasen Allah rızası sadece, çünkü rıza baştadır. Rıza oldumuydu sevap ne edeceksin ki?...

- Hülasa bunun için böyle bir meclise melekler tabi gıpta ederler, gelirler. Allah’u zül celal sorar:

- Evet ne demek istiyorlar?..

- Onlar efendim, Allahu zül Celalin rızasını (rızanı) istiyorlar, Ya Rabbi.

- Eh… Siz de şahit olunuz ki benim rızam onların üzerine olsun…

- Ya Rabbi içlerinde bir kimse vardı ki bu gaye ile gelmemiştir, başka bir gaye ile (dünya meselesi, bazı herhangi bir istekte veya herhangi bir sebebe dayalı olarak gelmiştir.) Amma gönüllü, gönülsüz her neyse gelmiş oraya, orada böyle bir kimse vardır diye söylüyorlar. Çünkü, onlar biliyorlar. O zaman Allah’u zül Celal onlara şöyle cevap verir:

- O öyle bir meclistir ki onlarla oturan şekavete yakışmaz artık. O da onların seviyesinde aynen suada kısmından oluşmuş olur.

Rabbimiz bu yönden cümlemize bu anlattığımız meclislere ya da anlattığımızı okuyan kardeşlerimize Rabbimiz bu yönden rızasına uygun olarak muvaffak eylesin, amin.

Sohbetimizin şekli esasen şöyledir. Cenabı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellemin) buyurduğu gibi:

اَلْعِلْمُ خَزَأِنٌ وَمِفْتَاحَهُ اَلسْؤَالُ سَلوُايَرْحَمُكَمُ الله

- El ilmu hazainun (yani ilim bir hazine gibidir.) Bunu bir sandık içerisinde koruyorsunuz, tabi sandık içinde. Bir sandığı açabilmek için gerekli olan nedir? (ve miftahuhu sualün) yani anahtarı sualdir, sual sormaktır. Soracaksınız, esasen bizim tezimizde budur. Çünkü sorulunca:

سَلوُايَرْحَمُكُمُ الله

(Sel’u yerhamukumullah)

(Sorunuz ki Allah’ın rahmetine nail olasınız.) Hem soran, dinleyen, söyleyen ve sevgisi, saygısı ile orada bulunmuş olan kimseler hepside sevap alırlar. Zira sorulan suali tabi dinlerler, ne demek? Verilen cevapta gene dinlerler, ne demek. Bundan çok daha faydalanıyor, öyle okumakla değil esasen, soru güzel, bu Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem’in) tezidir. Sahabe devri böyle idi, başka hiçbir yönü yoktur, varıpta orda bir kitap okumuyorlar. Veyahutta başka bir çeşit bir muayyen herhangi bir şeyleri de yoktur. Ancak ve ancak, ashabı kiram bazen soracak bir şey bulamıyorlar veya Rasulullah’a fazla şey vermeyelim diye (üzmeyelim veyahutta yormayalım) derken tabi dışardan gelen kimseleri arzuluyorlar. Hiç olmazsa bir garip bir şeyler sorar da faydalanırız diye. Esasen Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selemin) meclisi böyle idi. Sohbet gayet sukunetle geçer, Aleyhissalatu vessellemin sohbeti sanki başlarında bir kuş varmış gibi uçmasın diye bu şekilde. Oturuşları gayet rahattır, esasen insan rahat oturdumuydu artık tamamen yani kalbiyle, bedeniyle, kulağıyla her şeyiyle oraya verir yani dinler, rahatlıkla dinleyebilir. Ama kendisi oturuşunda bir huzursuz ise, ayakları ağrıyor veyahutta ona göre diz çöküp oturmasında zorluk görüyorsa o zaman esasen ayaklarını düşünür. Fazlaca dinlemeye huzur içinde olamaz. Sohbetin rahatlığı da budur.

Zira bu gibi sohbet cennette de bulunduğumuz devrelerde, çünkü orda da mülakat yeri vardır. Muazzam bir zevki olacaktır. Çünkü hiçbir gayesi dayandırmadan Allah rızası için başka bir sebep yok, başka bir gayeye değil zaten hayret edilecek olan bir şey ki insan candan şöyle bir kardeşleri oldukları takdirde dünya meselelerinden böyle bir hatır gönül bırakıp ta veyahut ta bundan birine böyle buğzetme veya herhangi bir hal, bunlar esasen hoş şeyler değildir. Çünkü Allah’u teala için muhabbet her şeyin üstünde olması lazım. Hatta insan hakikaten aynı kardaşı olurda, hasebi nesebi aynı kardaş olurda fakat birbirine mahşerde değişik yerlerde olabilirler. Ama hakikaten hakiki kardaş olduğu zamanda, manevi kardaşlar inanın ki bir arada, aynı mahşerde dahi bulunabilirler. Çünkü muhabbet buluşturur bunları.

Hele bilhassa bazı inançlar vardır, bazı akideler abideler vardır, bir yolları vardır, bu yolun  yolcusu, bu akidelerin sahibi, bu muhabbetin aynı, aynı şahsiyetin, aynı yöntemle olan bir muhabbet tabi bir arada haşır neşir etmeye vesile ve sebep olur.

 

Hülasa kardeşlerimiz:

Artık sizlere bazı hadislerden serdetmeye başlıyorum. Her ferdimiz dinlerken (okurken) elbette hangisi kendisinin hesabına geliyorsa bir hisse olarak veyahutta bir pay olarak, yararlanmak arzuluyorsa artık onu isterse ezberlesin manasını işletsin, hükmünü yapsın. Bu sebeple Rabbimiz hepimize şuur versin. Rabbimiz rızası neyse cümlemizi muvaffak kılsın amin. Şimdilik sizlere şöyle bir enteresan bir hadis vardır. Cenabı Rasulullah şöyle buyuruyor;

Herhangi bir kimsenin hafızasında kırk hadis var ise bunların ahkamlarına amil oluyor veya bunlar hafızasında bulunuyorsa bu kimse yarın mahşer günü mahşer aleminde ulema zümresinde haşrolunacaktır. Bu hususla ilgili çok çeşitli hadisler mevcuttur. Ve bu sebeplede çok kimseler kırk hadis cem etmiştir veya te’lif etmiştir veya yazmıştır. Tabi bir branşla alakalı kimisi ibadetten, kimisi fezail, kimisi kısa, kimisi uzun, kimisi ibadet aksamını hülasa çeşitli mübarek zatlar hepsi bu hadise dayalı olarak bu ulema zümresinde bulunabilmeleri için bu şekilde cehdu cuhud etmişlerdir. Şimdi sizede bizede bu kitapta Allah nasip ederse sağlayabilirsek, sığdırabilirsek kırk hadis söylemeye, serdetmeye çalışacağız inşallahu teala.

 

وعن ابى هريرة ر ضى الله عنه قال؛ قال رسول الله صلى الله عليه و سلم: جَدِّدُوا اِيماَنَكُم. قِيلَ يَا رَسوُلَ الله وَكَيْفَ نُجَدِّدُ اِيمَانَناَ؟ قَلَ: اَكْسِرُ وا مِنْ قَوْلِ: لاَ اِلَهَ الَّاا للهُ.

 }رواه امام احمد و الطبر انى و اسنا ده حسن{

(“cedidu imanekum eksiru min kavli la ilahe illallah”)

 

Hadis meali: Cenabı Rasulullah şöyle buyuruyor:

“İmanınızı yenileyiniz.” Ne ile yenilenecek? “La ilahe illallah” kelimesi ile. Bunu çok getirirseniz daimi imanınızı yeniliyorsunuz.

Bu hadisin senedi sahihtir.

قال رسول الله صلى الله عليه و سلم: ماَ عَمِلَ آدَمِيُّونْ عَمَلاً اَنْجاَ لَهُ مِنْ عاذَابِ اللهِ مِنْ ذِكْرِ اللهِ.

}رواه امام احمد بسند صحيح{

İkinci Hadis:

(“Ma amile ademiyyun enca lehu min azabillahi min zikrillahi”)

Hadis meali:

“Ademoğlu hangi ameller işlerse işlesin, onu Allah’u zül celal’in azabından kurtaracak olan, necat bulduracak olan en üstün şey zikrullahtır.”

(Hadisin senedi sahihtir)

عن ابى هريرة ر ضى الله عنه ان رسول الله صلى الله عليه و سلم قال:  مَنْ قَالَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَحُ لاَ شَرِيكَلَهُ لَهُ الْمُلكُ وَ لَهُ الْحَمدُ وَهُوَ عَلىَ كُلِّ شَيْئ ٍ قَدِيٌ فِى يَومٍ مِاءَةَ مَرَّةٍ كَانَتْ لَهُ عَدْلَ عَشْرِ رِقَابٍ وَ كُتِبَتْ لَهُ مِاﺋَﺔُ حَسَنَةٍ وَمُحِيَتْ عَنْهُ  مِاﺋَﺔُ سَيِّئَةٍ وَ كاَنَتْ لَهُ حِرْزاً مِنَ الشَّيْطَانِ يَوْمَهُ ذَالِكَ خَتَّى يُمْسِىَ وَلَمْ يَأْتِ اَحَدٌ أفْضَلَ مِمَّا جاَءَ بِهِ اِلاَّ اَحَدٌ عَمِلَ اَكْسَرَ مِنْ ذَالِكَ.

}رواه البخارى و مسلم{

Üçüncü hadis:

(“Men kale lailahe illallahu vahdehu la şerikeleh lehül mülkü velehül hamdu vehüve ala külli şey’in kadir fi yevmin miete merratin kanet lehu adle aşri rikabin ve kütibet lehu mietu hasenetin ve muhiyet anhu mietu seyyietin vekanet lehu hırzan mineşşeytani yevme zalike hatta yümsie velem ye’ti ehadün biefdale mimma cae bihi illa raculün amile eksera minhu”)

(Ravisi Buhari ve Müslim’dir)

Hadis meali: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:

“Kim ki “la ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh lehul mülkü velehül hamdu vehüve ala külli şey’in kadir” tesbihini yevmiye (günde) yüz defa getirirse bir kere on köle azad etmiş muadili sevap alır, ayrıca da yüz hasene-i kâmile yüz hasene yazılır, yüz seyyieyi de yok eder (siler), mahfeder, ayrıca da şeytan ile onun arasına da set çekilir.”

Yani o gün için şeytanın pek tasallutu olamaz, aynı zamanda o gün içinde bir kimse kendisinden daha iyi bir tesbih getiren bir kimse yoktur en üstünü kendisidir. Mere bir kimse kendisi gibi getirmiş ve daha gazla olan varsa o müstesnadır. Demek ki bundan anlaşılan şu tesbihle, muadili hiçbir tesbih yoktur. Başka nevi tesbihler ne kadar getirilirse getirilsin bu tesbihin muadili olamaz. Bu şekilde buyuruyor Rasulullah.

Hadis sahihtir. Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.

 

عن معاذ بن جبل رضى الله عنه عن رسو ل الله صلى الله عليه و سلم: اَنَّ رَجُلاً سَءَلَ: فَقَالَ أَ ىُّ الْمُجَاهِدِينَ أَعْظَمُ أَجْراً. قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ اَكسَرُهُمْ لِلَّهِ تَبَرَكَ وَ تَعَالَى ذِكراً. قَالَ فَأَىُّ الَّصالِحِينَ أَعْظَمُ أَجْراً قَالَ:  اَكسَرُهُمْ لِلَّهِ تَبَرَكَ وَ تَعَالَى ذِكراً. سُمَّ ذَكَرَ الصَّلَاةَ وَ الذَّ كَاةَ وَالْحَجَّ وَالصَّدَقَةَ كُلُّ ذَالِكَ. رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ يَقُولُ اَكْسَرُهُمْ لِلَّهِ تَبَرَكَ وَ تَعَالَى ذِكراً.

فَقَالَ اَبُوبَكْرٍ لِعُمَرَو يَا اَبَا حَفْظٍ ذَهَبَ الذَّاكِرُو نَ بِكُلَّ خَيرٍ فَقَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ أَجَلْ.

 }رواه امام احمد و الطبر انى{

 (“- İnne raculen sele fekale eyyul mücahidine a’zamu ecran? Kale Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem”)

- Ekserehum lillahi tebareke ve teala zikran

- Kale fe eyyussalihine a’zamu ecran…?

- Kale ekseruhum lillahi tebareke ve teala zikran

- Süme zekera esselate, vezekate, velhacce vessadekate… külli zalike.

- Ve Rasulullahi sallallahu aleyhi vesellem yekülü

- Ekseruhum lillahi tebareke ve teala zikran

- Fekale Ebubekrin li Omera ya eba hafsin: zehebe ezzakirune bikülli hayrin

- Fekale Rasulullahi sallallahu aleyhi vesellem “ecel”)

 

Hadis meali: Muaz İbni Cebel (ra) Rasulullah ile birlikte otururken bir sail sorar: “Ya Rasulullah mücahitler arasında en azim ecir kimlerindir?” “- En çok zikredenler.”

Tekrar yine sorar: “Ya Rasulullah salihinlerin en azim ecir kimlerindir?” Yine “- Çok zikredenlerin daha azim ecri vardır.” Sonradan namazı sormuş, zekâtı sormuş, haccı sormuş, sadakaları sormuş hepsine de en azim ecir hangisidir? “- En çok zikredenlerindir.” Diye buyurmuş. O zaman Hz. Ebubekirisıddık Hz. Ömer’e der ki; “Ya eba Hafsın” “Ey Hafsın babası” anlaşılan zakirun en çok zikredenler ecrin hemen çoğunu kendilerine mal etmişlerdir.” Cevabı Rasulullah veriyor: “- Ecel (evet)” diyor gereği bu.

Hadisi İmamı Ahmet ve Taberani rivayet etmiştir. Senedi hasendir.

عن ابى الدرداء رضى الله عنه قال: قال رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: لَيَبْعَسَنَّ اللهُ اَقْوَاماً يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي وُجُو هِهِمْ اَلْنُّورُ عَلَى مَنَابِرِ الُّلؤْلُؤِ يَغْبِطُهُمْ اَلنَّاسُ لَيْسُوا بِأَنْبِيَاءَ وَلاَ شُهَدَاء. قَالَ فَجَسَا اَعْرَابَىُّ عَلَى رُكْبَتَيْهِ فَقَالَ يَارَسُولَ اللهِ: حِلْهُمْ لَنَانَعْرِ فُهُمْ؟ قَالَ: هُمُ الْمُتَحَابُّونَ فِى اللهِ مِنْ قَبَاءِلَ شَتَّى، وَ بِلاَدٍ شَتَّى يَجْتَمِعُونَ عَلَى ذِكْرِ اللهِ يَذْكُرُونَهُ.

}رواه امام احمد و الطبر انى و اسنا ده حسن{

 

Hadis meali: Allah’u zül celal cellecelalühu subhanehu ve teala yaratmış olduğu Ademoğlunun arasında öyle bir kavim öyle bir cemiyet vardır ki; yüzleri kıyamet günü güneş gibi pırıl pırıl parlıyor. Ayrıca inciden yapılı minberleri vardır, o minberler üzerinde otururlar, bunun karşısında mahşer halkı gıpta ederler ve derler ki: “Halbuysa bunlar enbiya da değil şüheda da değil.”

Böyle bulunduğu zamanda bir Arabi coşkunluğuyla şöyle dizüstü gelerek dedi ki: Ya Rasulullah bunları vasıflandır da bizde bunları bilelim. Yani anlat ki bunların vasıfları nedir? Kimlerdir bunlar? Biz de bilelim, Aleyhissalatu vesselam şöyle buyuruyor: “Bunlar Allah rızası için birbirini sevenlerdir. Sevgi sebebiyle, bu sevgi sayesinde bir araya toplanmışlar, aslında bunların kabileleri de ayrı, muhtelif kabilelerden, muhtelif beldelerdendir. Amma bunları toplayan sadece Allah muhabbeti, Allah rızası ve bu toplandıkları yerde de Allah’u zül celali zikrederler. “Esasen bunların vasıfları budur. Hadisin senedi hasendir. Allah’u zül celal cümlemizi böyle bir muhabbet sahibi kılsın. Böyle bir sohbet sahibi olmamızı Rabbimizden dileriz. Amin Ya Rab…

عن انس بن مالك رضى الله عنه قال: قال رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِذَا كَانَ آخِرُ الزَّمَانِ صَارَتْ اُمَّتِى سَلاَثَ فِرَقٍ. فِرْقَتٌ يَعْبُدُونَ اللهَ خَالِصاً، وَفِرْقَةٌ يَعْبُدُونَ اللهَ

رِيَاءً، وَفِرْقَتٌ يَعْبُدُونَ اللهَ لِيَسْتَأْ كِلُوا بِهِ النَّاسَ،

 

(Hadis Ahar: Enes bin Malik’ten. Cenabı Rasulullah (sallallahu teala aleyhi ve selem) şöyle buyuruyor: “İze kane ahiruzeman sa’rat ümmeti selase firakin, firkatun ya’budünallahe halisan ve fırkatun ya’budunallahe riyaen ve fırkatun ya’budunallahe li yeste’ kilü bihinnas”) Cenabı Rasulullah (sallallahu teala aleyhi veselem) ümmeti ile alakalı kıyamete yaklaştığında ahirüzzaman ibadetlerini üç bölüme bölüyor. Bir fırka halisane Lillahi Teala Allah rızası için ibadet ederler. Bir fırka da ibadeti riya olarak yapar. Bir fırka da kendi dünyasını mal etmek için, yani milletin mallarını celbetmek için; bununla yerler, içerler ve servet edinirler.

 

فَإذَا جَمَعَهُمُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ لِلَّذِى يَسْتَأْكِلُوابِهِ النَّاسَ: بِعِزَّتِى وَ جَلاَلِى مَا اَرَدْتَ بِعِبَادَتِى؟ فَيَقُولُ وَعِزَّتِكَ وَ جَلاَلِكَ: أَسْتَأْكِلُ بِهِ النَّاسَ، قَالَ: لَمْ يَنفَعْكَ مَا جَمَعْتَ، اِنْطَلِقُوا بِهِ اِلى النَّارِ، سُمَّ يَقُولُ لِلَّذِى كَانَ يَعْبُدُهُ  رِيَاءً بِعِزَّتِى وَ جَلاَ لِى مَااَرَدْتَ بِعِبَادَتِى؟ قَالَ بِعِزَّتِكَ وَ جَلاَلِكَ رِيَاءَ النَّاسِ، قَالَ لَمْ يَصْعَدْ اِلَّى مِنْهُ شَيْئٌ اُنْطَلِقُو ابِهِ اِلَى النَّرِ، سُمَّ يَقُولُ. لِلَّذِى كَانَ يَعْبُدُهُ خَالِصاً بِعِذَّتِى وَ جَلاَلِى مَااَرَدْتَ بِعِبَادَتَى؟ قَالَ بِعِزَّتِكَ وَ جَلاَلِكَ اَنْتَ اَعْلَمُ بِذَالِكَ مَنْ اَرَدْتُ بِهِ، اَرَدْتُبِهِ بِهِ ذِكْرَكَ وَوَجْهَكَ؟ قَالَ صَدَقَ عَبْدِى اُنْطَلِقُوا بِهِ اِلَى الْجَنَّةِ.

{رواه الطبرانى والبيهقى ورو اله لقاة}

 

(Rivatühü sikatün hadisin ravisi: Taberani ve Beyhaki ve hafızul Münziridir.) (radiyallahü anhüm ecmain)

 

- Hadisin bakıyyesi: Kıyamet günü bu üç fırka geldiklerinde Allah’u zül celal bunları huzura çeker: Evvela halka böyle hımbıl hımbıl, elinden geldiği kadar yalamalık yapmıştır. Ve kendi mallarını celbettirmiştir. Buna soruyor: “Bu benim ibadetim olarak yani güya bana ibadet, kulluk yapıyorsun, bu ibadetinle gayen ne idi, ne demek istediniz bu ibadetinizle.” “İzzeti celalin hakkı için halktan mallarını cem ettim, topladım ve bununla geçindim.” Allah’u zül celal buyuruyor ki:

“ Şu yapmış olduğun, tamamen bu cem etmiş olduğun hiçbir yarar ve fayda vermedi, (intaliku bihinnar) bunları cehenneme iletiniz.” İkincisi geliyor, yine aynı şekilde Rabbimiz yemin verdiriyor: “İzzetim celalim hakkı için bu ibadeti ne gaye ile yaptınız.” Ya Rabbi riyaen diyor. Yani esasen riyakârlık, halka kendini beğendirme gayesiyle idi. Eh… riya ile olunca da bu amelin hiçbir tanesi benim huzuruma gelmedi. Bunlar da aynı şekilde cehenneme atılmaları için emreder. Üçüncü gelene “Ey kulum sen ne işledin söyle bakalım izzetim celalim hakkı için.” “Ya Rabbi ben ne diyeyim sen benden daha iyi bilirsin, bu husus sana malumdur. Ne istedim biliyorsun, benim istediğim senin zikrin ve cemalindir. Cemali berkemalini istedim, başka bir şey istemedim.” der. “Kulum! Doğru söyledin.” diyerekten, işte bunu (intaliku bihi ilel cenneti) cennete iletin der, esasen cennete girecek olan budur.

Şimdi bu hadisi getirmenin sebebi. Tabi galibiyetten bahsettik. İnciden minberler yapılmıştır ve bu gibi şeyler hepimizin hoşuna gider haliyle, hepimizde buna hazırlıklı olmaya çalışırız ve kendimizi de buna layık da görürüz, olabilir. Rabbimiz artık bizleri salah etsin, hidayet versin, şuur versin. Tabi mutlaka bakınız bunların olması için ille livechillehi teala olması lazım, bu olmadıkça bunlar olmaz. Haşa. Allah’u zül celal başka yönden uğraşana çalışana herhalde keremi ihsanı bu şekilde bol değildir. Ama rızası için olduktan sonra livechillehi kerim olunca keremini ihsanını esirgemez inciden de verir yakuttan da verir. Kadiri mutlak olan Allah. Rabbimiz bizlere şuur versin.

 

Zira şöyle buyuruyor:

مَنْ كَانَ فِى قَلْبِهِ اَللهُ فَمُعِينُهُ فِى الدَّارَيْنِ اَلله وَمَنْ كَانَ فِى قَلْبِهِ غَيْرُ اللهِ فَخَصْمُهُ فِى الدَّارَيْنِ اَلله

(Menkane fi kalbihi Allah femuinuhu fiddareyni Allah, ve menkane fi kalbihi ğayrullah fehasmuhu fiddareyni Allah)

“Kimin kalbinde Allah yaşıyorsa, her iki cihanda Allah onun muhinidir, yardımcısıdır. Kimin ki kalbinde Allah’tan gayrısı olursa, riya ve benzeri gibi gayelere dayanacak olursa, Allah’u zül celal her iki cihanda da hasmıdır.” Allah korusun. Amin.

 

Hülasa Cenabı Rasulullah bir hadisinde de şöyle buyuruyor:

مَامِنْ عَامِّ اِلاَّ وَالَّذِى بَعْدَهُ شَرّاً مِنْهُ حتَّى تَلقوُا رَبَّكُمْ

 “Hiçbir geçmiş sene (yoktur ki) mutlaka gelecek, geçmişten şerli olacaktır, hatta ki Rabbimizi buluncaya kadar.” Hadis sahihtir.

Başka bir hadisi şerif: Cenabı Rasulullah şöyle buyuruyor:

مَامِنْ عَامِّ اِلاَّ وَ يَنْقُصُ الْخَيْرُ فِيهِ وَيَزِيدُ الشَّرُّ.

(Yine hiçbir geçmiş sene yoktur ki hayır kendisinde azalıp şer çoğalmasın.)

 

Aziz kardeşlerimiz.

Allah celle celaluhunun lütfu inayetiyle sohbetimizin birinci bölümünü bitirdik, ikinci bölümüne başlıyoruz. Gaye ve emelimiz bu kitabı okuyan kardeşlerimize, bir hatıra olarak bu husustaki hadisleri serdetmektir. Allahü zül celalin izni ve inayetiyle. Azim bizden, tevfik Allahu zül celaldendir. Umarız ki dinleyen (okuyan) kardeşlerimiz de tamamını ya da bir bölümünü veya hadislerin bir tanesi hafızasına uygun gelir veyahut (o hadise) uygun olarak amel etmeye heves eder. Bu minval üzere Allahu zül celal’in izni ve inayetiyle (bundan) yararlanmak faideden hali değildir.

قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: رَأْسُ الْحِكْمَةِ مَخَافَةُ اللهِ.

“Her hikmetin başı Allah korkusudur.”

İnsan Allah korkusuyla beraber yaşarsa nahoş hallere düşmez. Çünkü Allahü zül celal (onun) rakibi (ı) olunca, nasıl ki büyük kimselerden ihtiyacıyla hazer ediyorsa, hiç değilse Allahü zül celal bu minval üzere hatırına getirdiği takdirde (bu kimse) Rabbimize karşı nahoş (bir şekilde) muhalefet yapamaz. Buna cüret edemez. Bu hadis-i şerif, sahih bir hadistir.

قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِتَّقِ اللهْ حَيْسُمَا كُنْتَ وَاتِبَعِ السِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا وَ خَالِقِ النَّسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ.

Meali: Nerede olunsan ol, Allah korkusu beraberinde yaşasın (beraberinde olsun). (Zira Allah korkusu olunca muharremat kısmına giriş yapmaya cesaret edemez.) Dolayısıyla bir hataya düçar olursan kendini boş bırakma, hemen arkasından bir hasene getir. (Bir hasene işle) ki, o seyyieyi yok etsin. Hiç değilse bir istiğfar getir. Nedamet, pişmanlık duy. Daha hüsnü hulük (güzel ahlak) sahib ol. Çünkü hüsnü hüluk yani (güzel ahlak) imandandır. Mizanda en ağır gelen nesnelerden (biri de) hüsnü hüluktur. Çünkü hüsnü hüluk sahibi tercihlidir.

Bu hadisin de senedi sahihtir.

قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِتَّقِ الْمَحَارِمَ تَكُنْ اَعْبَدَ النَّسِ وَارْضَ بِمَا قَسَمَ اللهُ لَكَ تَكُنْ اَغْنَى النَّسِ وَاَحْسِنْ اِلَى جَارِكَ تَكُنْ مُؤْمِاً وَاَحِبْ لِلنَّسِ مَا تُحِبً لِنَفْسِكَ تَكُنْ مُسْلِماً وَلاَ تُكْشِرْ الَضِّحْكَ فَإِنَّ كَسْرَةَ الِّضِّحْكِ تُمِيتُ الْقَلْبَ.

{رواه الترمذى والاحمد}

Meali: Allahü zül celalin kulları arasında en abidi olmak ister isen haramlardan sakın ve ğani (zengin) olmak ister isen Allahü zül celalin verdiği rızka itiraz etme, şikayetçi olma, kanaat et. (Esasen ğanilerin ğanisi (olmak ta) budur. Komşularına karşı muamelatın da hüsnü huluk sahibi ol. (En güzel bir tarafta olmalarını öğret ki) o zaman (da) mümin olursun. (Yani kendi nefsin için arzuladığın ve sevdiğini, tüm Müslüman kardeşlerin için de arzula ve sev. Bu minval üzere bu ahlak sahibi olursan تكن مسلماً (o zaman Müslüman olursun), yani İslam şiarı budur. Nifak (bunun) tersinedir. Halka buğzeder. Aynı zamanda kendisi için arzuladığını onlar için arzulamaz. Hasetlik fesatlık var. Bu nifaktandır.

Onun için تكن مسلماً : buyuruyor. Yani o zaman gerçekten Müslüman olursun. “Ve gülmeyi de fazla şiar edinme, bilhassa kahkaha ile gülmek kalbi öldürür.” Onun için buna da dikkat ediniz. Rabbimiz bizi bu gibi (nahoş) hallerden korusun. Ahsen tarafına cümlemizi muvaffak kılsın. Amin. (Bu hadis de sahihtir.)

قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: عاِذَا اَرَادَ اللهُ بِعَبْدِهِ خَيْراً عَجَّلَ لَهُ عُقُوبَتَهُ فِى الدُّنْيَا وَاِذَا اَرَادَ بِعَبْدِهِ شَرّاً اَمْسَكَ عَنْهُ بِذَنْبِهِ حَتَّى يُوَافِى بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

{حديس صحيح}

 

Allahü zül celal bir kulunu sevdiği takdirde -ki  sevdiğinin emaresi şudur ki (beşeriz) herhangi bir hata, bir zenbimiz olursa, hemen bunu bu dünyada yok etmeyi tercih eder. Hiç olmazsa (bu dünyadan) temiz çıksın diye. Peki nasıl tercih eder? Muhakkak ya bir hastalık, ya bir yoksulluk, ya bir üzüntü (verir). (Zira) bu gibi haller insanın hatalarını tamamen giderir. Yani zenb (günah) bırakmaz, temizler. Ama Rabbimiz kulunu hakikaten sevmiyorsa, bu kimsenin şer yönü varsa, yani şakavet şakilik yönü varsa, bu kimseye bu gibi hallerle muamele etmez de onun zenbini te’hir eder, geleceğe bırakır. Eğer ona böyle bir mühlet verdi ise, o istidraç nevindendir. Bir kimse hatayı hiç esirgemiyor hatadan hiç çekinmiyor, buna rağmen arzuladığı dünyada hemen veriliyorsa, sanmayın ki bu (hal) kendi yararınadır. Bu mutlaka bir istidraçtır. Allahü zül celalin (onun) geleceğine bırakır. Amma bu dünyada arada sırada (başına gelenler) bu onun için temizlik nevindendir. Buna böylece inanın, çünkü Rasulullah böyle buyuruyor. Bu hadisi şerif de tevatüren sahihtir.

قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِذَاسَرَّتْكَ حَسَنَتَكَ وَسَاَﺋتْكَ سَيِّئَتِكَ فَأَنْتَ مُؤمِنٌ.

Meal: Ey Ademoğlu, işlemiş olduğun hasene dolayısıyla bu hasene sana bir ferah bir haz veriyorsa, işlemiş olduğun seyyie de sana bir keder bir hüzün veriyorsa, pişmanlık ve nedamet getiriyorsa (o zaman) bil ki sen mü’minsin.”

Esasen mü’minin sıfatı böyledir. Münafık ise ne işlediğini kale almıyor. Hele bu gibi nahoş şeylere (karşı) çok daha haz duyuyor.

Kardeşlerim; işte mü’minin sıfatı budur. Allahü zül celal bu yönden bizlere muin olsun. Amin (Bu hadis de sahihtir.)

الحديس الشريف: قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِذَا سِمِعْتُمْ اَلُمُؤَذِّنَ فَقُولُوامِسْلَ مَايَقُولُ سُمَّ صَلُو اعَلَىَّ فِإنَّهُ مَنْ صَلَّى عَلَّى صَلاَةٌ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ بِهِا عَشَرَ سُمَّ سَلُو ا اللهَ لِى اَلْوَسِيلَةَ فَاِنَّهَا مَنْزِلَةٌ فِى الْجَنَّةِ لاَ تَنْبَغِى اِلاَّ لِعَبْدٍ مِنْ عِبَادِاللهِ وَأرْجُو اَنْ اكُونَ اَنَا هُوَ فَمَنْ سَئَلَ لِى اَلْوَسِيلَةَ حَلَّتْ عَلَيْهِ شَفَاعَتِى

{حلت له شفاعتى}

Meali: Cenabı Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor: Müezzini duyduğunuz zaman karşılık olarak siz de aynı cevabı veriniz. Yani şehadet kelimelerini tekrarlarsınız. Hayye alessalah - Hayye alel felah- dediğinde de “La havle vela kuvvete illa billah” deyiniz. Ezan bittiğinde de bir salavat getirirsiniz. Buna karşılık olarak Allahü zül celal on salavat verir. Sonra duasını yaparsınız, yani vesile, yani Ati Muhammedinil vesilete vedderacetel Aliye, dersiniz. Bu derece ki bu derece cennette tek, bir kimseye verilecek en ali en yüce bir derecedir. Allahü zül celal bu dereceyi kullarından bir kuluna verecektir. Bu derece de bana verilecek buyuruyor. Bundan dolayı bunu isteyin ki ben de şefaatimi size mal edeyim. (Böyle yaparsak) bize şefaat edeceğini vadediyor.

الحديس الشريف. قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ نِدَاءً: اَللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّ عْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَاةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدٍ اً اَلْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَسْهُ مَقَاماً مَحْمُوداً اَلَّذَى وَعَدْتَهُ حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِى يَوْمَ الْقِيَامَةِ

{رواه البخار وابو داود والترمذى والنسإى}

Hadis meali: Buna dikkat ediniz, Cenabı Rasulullah’ın bizden talep ettiği dua; bu hadiste beyan edilmiştir. Bu duayı yaptığımız takdirde yani ezandan sonra salavat getirip bu duayı yaptığımız takdirde şefaatinin bizlere helal olacağını buyuruyor. Kıyamet günü şefaatı bizlere helal olacaktır. Yani Rasulullahın şefaatine müstehak olmuşuz, onu hak  etmişiz demektir.

Dikkat ediniz, duayı okuyorum:

اَللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّ عْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَاةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدٍ اً اَلْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَسْهُ مَقَاماً مَحْمُوداً اَلَّذَى وَعَدْتَهُ

(Allahümme rabbe hazihiddavetit ta’meti vessalatil kailmeti ati Muhammeden elvesilete vel fadilete veb’ashu makamen mahmuden ellezi veattehu) Buraya kadar hadisteki dua tamamen bitmiştir. Bunun arkasından;

انك لا تخلف الميعاد بر حمتك يا ارحم الراحمين.

(innike la tuhliful miad bi rahmetike ya erhamerrahimin) diyebilirsiniz.

الحديس الشريف. قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اَشَدُّ النَّسِ بَلاَءً اَلأ نْبَيَاءُ سُمَّ الأمْسَلُ فَا لْأمْسَلْ فَيُبْتَلَى الَّرجُلُ عَلَى حَسَبِ دِيِنِهِ فَاِنْ كَانَ فِى دِيِنِهِ صُلْباً اِشْتَدَّ بَلاَؤُهُ. وَاِنْ كَانَ فِى دِينِهِ رِقَّةٌ اُبْتُلِىَ عَلَى قَدْرِ دِينِهِ فَمَا يَبْرَ حُ الْبَلَاءُ بَالْعَبْدِ حَتَّى يَتْرُ كَهُ يَمْشِى عَلَى الْاَرْضِ مَا عَلَيْهِ خَطِيَئةٌ.

{رواه البخار واحمد والترمذى وابن ماجة}

Hadis meali: Cenabı Rasulullah şöyle buyuruyor:

İnsanlar arasında en şiddetli beliyyeye enbiya, nebiler düçar olur. Enbiyadan sonra beriye doğru tedricen sıddıkin, salihin üzerine gelir. Eğer dinlerinde bir salabet bir güç varsa, tahammül edebileceklerse belaları daha şiddetli olur. Ama eğer dinlerinde salabet değil de bir rikkat varsa tahammül edemeyeceklerse, bu beliye sebebiyle küfre girecekse, başka bir hale girecekse sabırsız olacaksa nahoş kelimeler kullanacaksa (bunun da) beliyyesini azaltıyor. (Ona da) tahammül edebilecek tarzda din nisbetinde inanç nisbetine göre tahammül edebilecek kadar beliye verir. Onun için Rabbimiz idare etmektedir. Bundan gaye Allahü zül celalin, ümmeti Muhammedi dünyadan temizleyerek çıkarmaktır. Yer yüzünde bir hatası kalmayasıya kadardır. Esasen bu Allahın lütfudur. Allahın kahrı değildir. Çünkü insanoğlunu kendi keyfine göre bıraksa hiç kimse beliyyeyi arzu etmez. Ancak bu gibi nimetleri bu gibi harikalıkları ve geleceği düşünen kimse müstesna. Zira bir hadisi şerifte buyurulduğu gibi:

اِنَّ اللهَ عَزَّوَجَلَّ اِذَا اَحَبَّ عَبْدَهُ اِبْتَلاَهُ وَاِذاَ صَبَرَ اجْتَباَهُ وَاَذاَ رَضِىَ اِصْطَفاَهُ.

Yani: “Allahü zül celal bir kulunu sevdiği zaman bir beliye düçar eder. Sabrederse ictibah ehli kılar. Üst kademeye çıkarır. Eğer rıza gösterirse, o zaman ıstıfa ehli kılar. Üstünlük yani yüce bir hal sahibi kılar.” Onun için ıstıfa ehli müstesnadır. Ancak rıza olmalı. Bir beliye bir musibet geldiğinde sabırla karşılamak ectiba ehline aitdir. Sabırla değil de hatta (onu) nimet gibi görmek, çünkü (bu) yarardan hali değildir. Yararı var zararı yok. Bu inanç üzere olduğu takdirde (ona) rıza gösterir. Sanki nimet gibidir. Aslında bu da nimettir. Zahirde maddi nimet olarak görünmüyorsa da manevi olarak (bu) çok yüce bir nimettir.

(Bu hadis-i şerif te tevatüren sahihtir.)

قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِنَّ اللهَ تَجَاوَزَ لِأُمَّتِى ماَحَدَسَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا مَالَمْ يَتَكَلَّمُوا اَوْ يَعْمَلُوا بِهِ

{رواه كتب ستة}

Meal: Allahü zül celal, ümmetimin; şeytan tarafından, nefis tarafından, kalbinde ve iç aleminde (meydana) gelen iğva ve vesveslerinden tamamen vazgeçmiştir. Ancak ya mutlaka hatırınada evhamınada arzuladığı ne kadar fikirler varsa, bu fikirler illaki ya işlenecek ya da söylenecek, diliyle kelamiyle veya ameliyle isbat edecek, o zaman yazılır. Yoksa yazılmıyor. Allahü zül celale şükürler olsun. Amin.

الحديس الشريف

قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِنَّ اللهَ تَعَالَى قَدْحَرَّمَ عَلَى النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ اِلَهُ اِلاَّاللهُ يَبْتَغِى بِذَالِكَ وَجْهَ اللهِ تَعَلَى

{رواه البخار ومسلم}

Meal: Allahü zül celal, halisan livechillahi teala “lailahe illallah” diyen bir kimsenin cesedini cehenneme haram kılmıştır. Yani cehennem ateşine haram kılmıştır. Allahü zül celale şükürler olsun.

الحديس الشريف  ; قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِنَّ اللهَ تَعَالَى يَبْتَغِى الْعَبْدَ فِيمَا اَعْطَاهُ فَمَنْ رَضِىَ بِمَا قَسَمَ اللهُ لَهُ بُو رِكَ لَهُ فَيهِ وَوَسَّعَهُ. وَاِنْ لَمْ يَرْضَى لَمْ يُبَارِكْ لَهُ وَلَمْ يَزِدْ عَلَى مَاكَتَبَ لَهُ.

{رواه الا حمد والبيهقى بسند صحيح }

Hadis meali: Allahu teala kulunu imtihan sasında şöyle bir denetleme yapar. Rızkında şöyle az-çok bir kısıntılı olur. Eğer kısıntılı rızkına, kul anlayışlı olur da Rabbine karşı itiraz etmez de rıza gösterirse, şükrederse nimet büyük yerden gelmiş diye hoş görürse Allahü zül celal bereketini de verir ve başkalarının (çok) rızkından daha rahat ve huzur içinde yaşar. Şayet muteriz olursa, başkalarının rızkını gösterir de (onlara) bakar da kendisini daima sıkıntılı ve arzuladığını alamamış gibi sanki Allahü zül celal kendisine zulmetmiş gibi Allah bana vermedi gibi bir hale düşer, böyle bir hali kullanacak olursa, rızkında hiçbir fazlalık olmadığı gibi hayatının hepsi de sıkıntılı geçer. Allahü zül celal bizlere iz’an versin, fehm versin. Esasen Allahü zül celalin bizlere bir garazı yoktur, haşa, bu kulun kendi zararı ve menfaatidir, başka bir şey değildir. Sıkıntılı olsa cennette mükâfatı vardır, eğer rıza gösterirse. Ama Allahü zül celal bereketi verdiği takdirde ne kadar az olursa olsun bir türlü bitmez. Ve bunun nihayeti yoktur. Bu inanç yani Rabbisine karşı böyle ğılzatlı değil de makul görmek Allah’ın lütfu olarak görmek. Zira Allah’ın lütfu da var sevgisi de var. Böyle olması kulunu sevdiğinden dolayıdır. Yoksa Allah’ın hazinesi mi tükenecek, haşa. Allahü zül celal bizlere iz’an versin. Bu gibi durumlarda bilgi ve marifet versin. Amin.

الحديس الشريف

قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِنَّ اللهَ تَعَالَى يَقُولُ ياَ ابْنَ آدَمْ تَفَرَّغْ لِعِبَادَتِى اَمْلَئْ صَدْرَكَ غِنىً وَاَسُدَّ فَقْرَكَ وَ اِلاَّ تَفْعَلْ مَلَأْ تُ يَدَيْكَ شُغْلاً وَلَمْ اَسُدَّ فَقْرَكَ.

{ رواه الترمذى }

Meali: Ey Ademoğlu, kalbin doğrudan doğru benim ibadetime yönelik olarak, bana karşı sevgi, saygı muhabbet oldukça her gün cevarihin çalışırsa dahi çalışsın, ama kalbin bana doğru meylettikçe, bana teslim oldukça, bana (karşı) tevekkül oldukça, itimadını bana bağladıkça adeta senin kalbine öyle bir zenginlik veririm ki Ke’ennehu herkesten daha ğani durumuna getirir, aynı zamanda ihtiyacını da senin eline verilmiş gibi… Yok eğer böyle değil de beni unutur da doğrudan doğruya başka masivayla meşgul olursan, kalbini bu gibi hallerle doldurursan, hiç fakirlikten kurtulamazsın. Ne kadar zengin olursan ol, daima fakir gibi olursun. İşlerinde daima dağınık bir halde, yorucu bir halde dünya işlerini bu hale getirir. İster öyle ol, ister böyle ol.

الحديس الشريف: قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِنَّ اللهَ الْاَرْضَ لَتُنَادِى كُلَّ يَوْمٍ سَبْعِينَ مَرَّةً يَابَنِى آدَمْ كُلُو ا ماَشِئْتُم وَاجْتَهَيْتُمْ فَوَاللهِ لَأَءْكُلَنَّ لُهُو مَكُمْ وَجُلُودَكُمْ.

 

Meali: Cenabı Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:

“Şu üzerinde yürüdüğümüz yer, her gün yetmiş defa nida eder: Ey Ademoğlu! Dilediğiniz kadar, şehvetinizin yettiği kadar yiyiniz içiniz. Vallahi etlerinizi de kemiklerinizi de bunların hepsini yiyeceğim.”

Arz bunu her gün yetmiş defa ademoğluna söylüyor. Ama ne çare ki biz geziyoruz. Tebehtur ediyoruz. Biz bu gibi halleri ne öğrenmek isteriz, ne de duyabiliriz. Çünkü bizim rahatımızı celbedecek.

Hulasa Rabbimiz bizlere şuur versin. Amine ya muin.

الحديس الشريف:

قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: مَا عَلِمَ اللهُ بِعَبْدٍ نَدَامَةً عَلَى ذَنْبٍ اِلاَّ غَفَرَ لَهُ قَبْلَ اَنْ يَسْتَغْفَرَهُ مِنْهُ.

{حديس صحيح}

 

Meali: Allahü zül celal kulu herhangi bir hata işledikten sonra bir pişmanlık, bir nedamet duyduğu takdirde Allahü zül celal bunu müşahede ettikten sonra mutlaka mağfiret kılar, velev ki istiğfar etmemiş olsa dahi.

الحديس الشريف:  قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: مَا مِنْ عَبْدٍ كَانَتْ لَهُ نِيَّةٌ فِى اَدَاء دَيْنِهِ اِلاَّ كَانَ لَهُ مِنَ اللهِ عَوْناً.

{حديس صحيح}

Meali: Allahü zül celal kulları arasında herhangi birinin borcu varsa ve bu borcunu ödemek için de halisane bir niyeti varsa, borcuna sadakati varsa (bu kuluna) Allah celle celaluhu yardımcı olur da (ona) borcunu ödemesini nasib ve muyesser kılar.

الحديس الشريف

قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اَلدَّيْنُ دَيْنَانِ فَمَنْ مَاتَ وَهُوَ يَنْوِى قَضَائَهُ وَاَنَا وَلَيُّهُ وَمَنْ مَاتَ وَلَمْ يَنْوِى قَضَائَهُ فَذَالِكَ اَّلذِى يُؤْخَذُ مِنْ حَسَنَاتِهِ لَيْسَ يَوْمَئِذٍ دِينَارٌ وَلاَدِرْهَمٌ.

Meali: Borçların iki yönü vardır. Bir borç vardır ki (borçlu) o borcu ödemek azminde ve arzusundadır. Niyeti azmi budur. Halisane mutlaka ödemek azminde olunca bu kimsenin velisi ben olurum buyuruyor. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem. Kıyamette (onun imdadına) yetişirim buyuruyor. Ama borçlu olduğu halde (borcunu ödemek azminde arzusunda değilse işte o gün (o) bununla muhasebe edilecek. Ve hasenatından alınacak. Çünkü o gün orda dinar ve dirhem yoktur, hasenatından alınacak. Bunu bu şekilde kefil olarak buyuruyor Rasulullah. Eğer borcunu öremek için sadıkane ve halisane bir niyeti varsa, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ben onun velisiyim diyor.

الحديس الشريف:  قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: رَحِمَ اللهُ عَبْداً قَالَ خَيْراً فَظَنَّ وَسَكَتَ عَنْ سُوءٍ فَسَلِمَ.

Meali. O kimse, o kul ki Allah’ın rahmetine nail olsun ki hayr bulduğunda konuşur, yararlanır, dinler, su’u (kötülük-şer) bulduğunda da sükût eder, susar konuşmaz. Bundan emin olur, salim olur. Yani birinden saadetin ganimetine erer, bir tanesinde de selamete kavuşur.

الحديس الشريف: قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِنَّ الْمُؤمِنُ لَيُدْرِكُ بِحُسْنِ الْخُلُقِ دَرَجَةَ الْقَائِمِ الصَّائِمِ.

{سنده حسن}

Hadis meali: Mu’min güzel ahlak sahibi ise (bu güzel ahlak sebebiyle) çok namaz kılan, çok oruç tutanların derecesine erişir.

الحديس الشريف: قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ:

اِنَّ الظُّلْمَ ظُلْمٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.

{رواه البخرى و غيره. وسنده صحيح}

Bu dünyada zulüm yapan kimsenin ahirette her tarafı karanlıktır. Bir kere hayır görmez.

الحديس الشريف: قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ:

اِنَّ السَّعِيدَ مَنْ جَنَّبَ الْفِتَنَ وَ اِنْ اُبْتُلِىَ فَصَبَرَ.

{سنده حسن}

Meali: Bu dünyada Allahü zül celalin, herhangi bir kulun saadetine delalet eden iki emaresi vardır. Bir tanesi fitneden uzak durur. Diğeri de bir beliyye bir musibetle karşı karşıya kalınca sabreder. Sabretmesini bilen kimsedir. Bunlar saadet emarelerinden iki nesnedir.

الحديس الشريف:  قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ:اِنَّ اللهَ تَعَالَى يُقُولُ اَنَا مَعَ عَبْدِى مَا ذَكَرَنِى وَ تَحَرَّكَ بِى شَفَتَاهُ

{وسنده صحيح}

Meali: Allahü zül celal ilan ediyor: “Beni zikrettikçe ve dudakları benim zikrimle hareket ettikçe ben kulumla beraberim.” Kul bu iki hal sahibi olunca, Allahü zül celal o kul ile beraber olduğunu ilan eder.

الحديس الشريف: قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِنَّ اللهَ تَعَالَى يَقْبَلُ تَوْبَةَ الْعَبْدِ مَا لَمْ يُغَرْغِرْ.

{وسنده صحيح}

Meali: Allahü zül celal kulun tevbesini her zaman kabul eder. Ta ki ğarğara devresine gelinceye kadar.

الحديس الشريف:  قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِنَّ اللهَ تَعَالَى يَقُولُ اَنَا سَالِسُ الشَّرِيَكَيْنِ مَا لَمْ يَكُنْ اَحَدُهُمَا صا حبه فَإذَا خَانَهُ خَرَجْتُ مَنْ بَيْنِهِمَا.

{سنده حسن}

Allahü zül celal şöyle buyuruyor: İki ortağın üçüncüsü ben olurum. (Allahü teala bunların yardımcısı muini olur.) Ne zaman ki bir birlerine hıyanet ederlerse, o zaman onları baş başa (kendi başlarına) bırakırım. Allahü zül celal cümlemizi sadakat ve sebat versin. Amin.

الحديس الشريف

 قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: اِنَّ اْلاِ سْلَامَ بَدَئَ غَرِيباً وَ سَيَعُو دُ غَرِيباً كَمَا بَدَأَ فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ.

{وسنده صحيح}

Meali: İslam dini garib olarak gelmiştir (başlamıştır), garib görüntüsü olmuştur. Son devresinde de ilk başlangıç haline gelecektir. Yine garib durumunda görülecektir. Dolayısıyla ne mutlu o dönemlerdeki gariblere. Yani artık bu İslam dinine temessük ve İslam dinine gayretkeş olan insanlar garip hale düşecekler. Anlaşılan bu. Allahu zül celal bizleri o zevatlardan eylesin. Amin.

الحديس الشريف: عن عبد الله بن عباس رضى الله عنهما قال؛ قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: مَنْ لَزِمَ الْاِسْتِغْفَارَ جَعَلَ اللهُ لَهُ مِنْ كُلِّ ضِيقٍ مَخْرَجاً وَ مِنْ كُلِّ هَمِّ فَرَجاً وَرَزَقَهُ مِنْ حَيْسُ لَايَحْتَسِبْ.

{وسنده صحيح}

Hadis meali: İstiğfar üzerine devam eden bir kimse için her darlıktan her sıkıntıdan çıkış olur. Her derdi ve kerbi olan şeylerden de kurtuluş olur. Yani feraha dönüştürür. Aynı zamanda rızkı da çok olur. Velev ki mahdut olsa dahi bitmez tükenmez bir bereket verir Allahü zül celal.

 

Hz. Ömer’in oğlu şöyle buyuruyor:

الحديس الشريف

 كُناَّ نَعِدُّ لِرَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ فَى مَخْلِسٍ وَاحِدٍ يَقُولُ؛ رَبِّى اِغْفِرْلِى وَتُبْ عَلَىَّ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمْ.

(Rabbiğfirli vetub aleyye inneke entettevvaburrahim)

Hadis meali: Biz bir mecliste sayardık “yüz defa Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bunu derdi:

رَبِّى اِغْفِرْلِى وَتُبْ عَلَىَّ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمْ.

(Rabbiğfirli vetub aleyye inneke entettevvabur-rahim)

Allah’ım beni mağfiret kıl ve tevbemi de kabul buyur. Sen tevbeyi de kabul edersin. Zira Rahimsin ya Rabbi.

الحديس الشريف: قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ:

مَنْ قَالَ  "اَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ الَّذِى لَااِلَهَ اِلَّا هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومِ وَ اَتُوبُ اِلَيْهِ" غُفِرَ ذُنُو بُهُ وَاِنْ كَانَ قَدْ فَرَّ مِنَ الزَّحْفِ.

{رواه ابو داود و الترمذى}

(Estağfirullahelazim ellezi lailahe illahu elhayyelkayyume ve etubu ileyhi)

Bir kimse ki yevmiye (günde) yüz def bu istiğfarı getirirse, Rabbimiz (onu) mağfiret kılar. Velev ki günahı kebairi olsa dahi.

الحديس الشريف: قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ:

مَنْ اَرَادَ اَنْ يَكْتَالَ بِالْمِكْيَالِ فَالْيَخْتِمْ مَجْلِسَهُ " سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ"

(Sübhane rabbike rabbil izzeti amme yasifun ve selamun alel murselin ve hamdurillahi rabbil alemin)

Meclisin hitamını bu şekilde bağlıyacak olursa kilerle sevap alır. Yani kilerle sevap almak isteyen bu şekilde yapsın.

اَللَّهُمَّ وَ فِّقْنَا لِمَا فِيهِ الْخَيْرُ وَالرِّضَا آمِينَ يَا مُعِينُ

رَبَّنَا تَقَبَّل مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ.

…….

الحديس الشريف: عن عبد الله بن عباس رضى الله عنهما قال؛ قَالَ رَسوُلُ اللهِ صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: مَن لَزِمَ الْإ سْتِغْفَارَ جَعَلَ الله لَهُ مِنْ كُلِّ هَمِّ فَرَجاً وَ مِنْ كُلِّ ضِيقٍ مَخْرَجاً وَرَزَقَهُ مِنْ حَيْسُ لاَ يَحْتَسِبْ

{رواه ابو داود و النسئ وابن ماجه والحا كم و البيهقى بسند صحيح}

 

 

Hadis meali: Abdullah bin Abbas (ra)’dan rivayet edilen hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyuruyor: Kim istiğfara devam ederse istiğfara bağlı kalarak Allah’a istiğfar getirmeye devam ederse Allah’u teala onun bütün üzüntü ve kederlerini giderip yok edip sevinç ve neşeye dönüştürür. Her türlü darlık ve sıkıntıdan kurtarır ve hiç tahmin etmediği yerlerden rızık kapıları açarak onu rızıklandırır.

 

Hadis meali: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) eshabı ile sohbeti esnasında bir Arabi çıkageldi ve ya Rasulullah ben çok günahkârım büyük günahlar işledim, hatalarım çok, benim halim ne olacak diye iki üç defa tekrarlayarak Rasulullah’tan ne yapmam lazım diye sordu. Rasulullah’ta o Arabiye üç defa şu istiğfarı getirtti.

اَللَّهُمَّ مَغْفِرَ تُكَ اَوْسَعُ مِنْ ذُنُوبِى وَرَحْمَتُكَ أَرْجَى عِنْدِى مِنْ عَمَلِى

“Allahümme mağfiratuke evseu min zunubi ve rahmetuke erca indi min ameli”

Arabi de üç defa bunu tekrarladı. Rasulullah’ta ona “haydi kalk git Allah seni mağfiret etti” diye buyurdu.

 

 

و عن ابى موسى رضى الله عنه ان النبى  صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ قَالَ له: قُلْ لَاحَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ، فَإنَّهَا كَنْزٌ مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ.

{رواه البخارى ومسلم و ابو داود و الترمذى و النسئ وابن هاجه}

Hadis meali: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) “Ya eba Musa “la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim” tesbihinde (çokça) oku bunu okumaya devam et, zira bu tesbih cennet hazinelerinden bir hazinedir” diye buyurdu.

و عن ابى هريرة رضى الله عنه ان النبى رسول الله  صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ قَالَ: مِنْ قال: لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمْ كَانَ دَوَاءً مِنْ تِسْعَةٍ وتِسْعِينَ داءً اَيْسَرُ هَا اَلْهَمُّ.

{رواه الطبرانى فى الأ وسط، والحاكم وقال: صحيح الاسناد}

Hadis meali: Ebu Hüreyre (ra) Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’den rivayet ediyor. Rasulullah buyurdu ki: “Kim “la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse (bunu okumaya devam ederse) bu tesbih onun 99 derdine deva olur. Bu dertlerin en küçüğü, en hafifide keder ve üzüntüdür.

 

 

وروى عن عقبة بن عامر رضى الله عنه قال:قال رسول الله  صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ :مَنْ أنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِ نِعْمَةً، فَأَرَادَ بَقَاءَهَا فَلْيُكْسِرْ مِنْ قَوْلِ: لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمْ.

{رواه الطبرانى}

Hadis meali: Allah’u teala bir kulunu nimeti ile nimetlendirdiği zaman kuluna bir nimet verdiği zaman eğer o nimetin kendisinden alınmasını o nimetten mahrum olmasını istemiyorsa o nimetin kendisi üzerinde kalmasını ve devam etmesini istiyorsa “la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim” duasını çokça okusun buyurdu.

عن  ابى هريرة  رضى الله عنه قال: قال رسول الله  صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلى السَّانِ سقيلتان فِى الْمِيزَانِ، حَبِيبَتَانِ اَلَى الرَّ حْمَنِ: سُبْحَانَ اللهِ وَ بِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللهِ الْعَظِيمِ.

{رواه البخارى ومسلم، والترمذى والنسئ وبن هاجو}

Hadis meali: “İki kelime vardır ki bu iki kelime lisan üzerinde hafiftirler (lafız olarak kısa, söylenmesi çok kolaydır). Mizanda ise çok ağırdırlar. (Bu tesbihleri getirene Allah’ın verdiği sevabın çokluğundan mizanda çok ağır basarlar). Allah’u tealanın en çok sevdiği, kulunun getirmesinden en çok hoşlandığı ve bu tesbihi getiren kuluna karşı muhabbeti ile muamele ettiği tesbihtir. Bu tesbihte:

(Subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim) tesbihidir.

عن  ابن عباس رضى الله عنهما: سُبْحَانَ اللهِ وَ بِحَمْدِهِ، سُبْحَانَ اللهِ الْعَظِيمِ. اَستَغْفِرُ اللهَ وَاَتُوبُ اِلَيْهِ.

Hadis meali: Abdullah bin Abbas (ra)’dan bu tesbih “Subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim estağfirullaheve etubu ileyh” şeklinde rivayet edilmiştir.

قال رسول الله  صَلَّى اَللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ : وَآمُرُكُمَا بِ سُبْحَانَ اللهِ وَ بِحَمْدِهِ، فَإنَّهَا صَلَاةُ كُلِّ شَيْئ ٍ، وَبِهَا يُرْزَقُ كُلُّ شَيْئٍ.

Hadis meali: Ben size “subhanallahi ve bihamdihi” tesbihini getirmeyi emrediyorum. Çünkü bu tesbih Allah’ın yarattığı her şeyin tesbihidir. (Bütün mevcudat, mahlûkat bu şekilde Allah’ı tesbih eder. Ve bütün mahlûkat her şey bu tesbih sebebiyle rızıklanırlar.)

 

NOT: Bu tesbihin fazileti hakkında Rasulullah’ın hadisleri çoktur. Kim günlük olarak bu tesbihi günlük olarak 100 defa getirirse her tesbih başına bir hasene yazılır, bir günahı da af olunur diye ve buna benzer hadisler hadis kitaplarında mevcuttur. Bütün hadislerden çıkan sonuca göre tesbihin tamamı şöyledir:

سُبْحَانَ اللهِ وَ بِحَمْدِهِ، سُبْحَانَ اللهِ الْعَظِيمِ، وَ بِحَمْدِهِ  اَستَغْفِرُ اللهَ  الْعَظِيمِ وَاَتُوبُ اِلَيْهِ.

(Subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullahil azim ve etubu ileyh.)

Okunmasında çok büyük faziletler olan ve yukarıda geçen “la havle vela kuvvete” ile “subhanallahi vebi hamdihi” duasını içine alan tesbih şudur:

سُبْحَانَ اللهِ وَ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْل وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ.

(Subhanallahi velhamdu lillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim)

Sabah ve akşam üçer defa okunduğu takdirde okuyana hiçbir şeyin zarar veremeyeceğini müjdelediği dua şudur:

بِسْمِ اللهِ الَّذِى لاَ يَضُرُّ مَعَ اِسْمِيهِ شَيْئٌ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فِى السَّماَءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمِ

(Bismillahillezi layedurru ma’a ismihi şey’ün fil’ardi vela fissema’i ve hüvessemiül alim)

 

Not: Son 11 Hadis-i Şerif kasette olmayıp sonradan ilave edilmiştir.